Zina Sebebine Dayalı Boşanma Davası – Yargıtay Kararı
25 Haziran 2018
Resmi Vasiyetname Nedir, Nasıl Yapılır?
10 Temmuz 2018

Tapu İptali ve Tescil Davası’na İlişkin Örnek Yargıtay Kararı

Download PDF

MAHKEMESİ : BOZOVA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 10/11/2010
NUMARASI : 2008/202-2010/283

Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkin olup mahkemece, ”taraflar arasında miras paylaşımı konusunda bir anlaşma bulunduğunun anlaşıldığı, bu nedenle davacının oğlu M.E.’ye vekaletname verilerek kendilerine düşen taşınmazların tapuda adlarına tescilinin sağlanmasının amaçlandığı, davacının tüm işlemlerden haberdar olduğu, sonradan aleyhine gelişen durumlar karşısında vekaletle yapılan satış işlemlerine itiraz etmesinin dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğini taşıdığı, ayrıca temsil yetkisinin kötüye kullanıldığı iddiasının da kanıtlanamadığı, 147 ada 7 ve 8 no’lu parsellerin kayıt maliklerinin davada taraf olmadığı” gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı A., miras bırakanı H.E. mirasçılarının kendi aralarında anlaşarak malların paylaşımı konusunda rızai taksim yaptıklarını, paylaşımı sağlamak için de tüm mirasçıların oğlu M. E.ye vekaletname verdiklerini, bu anlaşma gereğince oğlu A.’e temlik edilen 114 ada 2 parsel ve gelini A.’e devredilen 114 ada 19 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine bir kısım mirasçılar tarafından açılan davalar sonucunda kararlaştırılan rızai taksimin bozulduğunu, yine anlaşma gereğince vekil eliyle davalılara temlik edilen 152 ve 244 parsel sayılı taşınmazların satış ve devir işlemlerinin de geçersiz kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış, hükümden sonra davacı A.’in ölümü üzerine, kararı mirasçıları temyiz etmişlerdir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakanları H.E.’den kalan malların intikali, miras taksim sözleşmeleri yapılması, satışı vs. yetkilerini içerecek şekilde mirasçılardan davacı A. ile kardeşleri davalı M. ve dava dışı Z.ve R.’in Şanlurfa …. Noterliğinin 21.9.2000 tarihli vekaletnamesi ile davacının oğlu M.’e yetki verdikleri, vekil M..in de 7.12.2000 tarihli akitle dava konusu 152 ve 244 sayılı parsellerle birlikte dava dışı 320, 367 ve 369 sayılı parselleri A., R., Z. ve M.adına intikalini sağladıktan sonra, aynı gün taşınmazların tamamını davacının gelini, vekil M.’in eşi A. E.’ye sattığı, Ayten’in 244 parsel sayılı taşınmazın satışı için Adıyaman …. Noterliğinin 19.11.2003 tarihli vekaletnamesi ile R. oğlu M. E.’yi vekil tayin ettiği, vekil M.’un 21.11.2003 tarihinde 244 sayılı parseli kardeşi R. kızı davalı E. E.’ye satış suretiyle temlik ettiği, ayrıca A.’in 152 parsel sayılı taşınmazın satışı için de Malatya …. Noterliğinin 26.7.2002 tarihli vekaletnamesi ile davalı M.E.’yi vekil atadığı, vekil M.’nın bu taşınmazı 28.2.2003 tarihinde davalı Baba Acıoğlu’na satarak devrettiği, A.’in 22.4.2003 tarihinde M.’yı vekillikten azlettiği, 152 sayılı parselin daha sonra toplulaştırma ile 145 ada 5 , 147 ada 7 ve 8 no’lu parsellere gittiği, 147 ada 7 ve 8 no’lu parsellerin dava dışı kişiler adına kayıtlı oldukları, bu arada 2.5.2004 tarihinde R. E.’nin ölümü üzerine Z., M., H., İ., M. ve E.’yi mirasçı olarak bıraktığı görülmektedir.
Diğer yandan, Bozova Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/382 E. 2007/50 K. sayılı dosyasında R. mirasçılarından M. E.tarafından (toplulaştırma parseli), 145 ada 5 no’lu parsel maliki Baba Acıoğlu aleyhine ”tamamının davalı adına yanlışlıkla tescil edildiği, taşınmazın 1/2’sinin kendisine ait olduğu” gerekçesiyle açılan tapu iptal ve tescil davasında davalı Baba’nın davayı kabulü nedeniyle anılan taşınmazın 1/2 payının iptali ile M.adına hükmen tescil edildiği, yine Bozova Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/19 E. 2008/112 K. sayılı dosyasında H. mirasçısı Z. E. ile R. mirasçılarının tamamı tarafından davacının gelini A.E. aleyhine ”vekalet görevinin kötüye kullanıldığı ”gerekçesiyle 114 ada 2 sayılı parselin ( eski 320, 367 ve 369 sayılı parsellerin tolulaştırması ile oluşan) tapusunun iptali ile miras payları oranında tescili istekli davanın kabulüne karar verilerek 11.3.2009 tarihinde kesinleştiği, yine Bozova Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/20 E. 2008/94 K. sayılı dosyasında Z. ve R. mirasçıları tarafından davacının oğlu A. E. aleyhine ” vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenine dayalı” miras payları oranında açılan tapu iptal ve tescil davasının kabul edilerek 22.12.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalndiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir.
Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Bilindiği gibi; TMK’nun 676.maddesi uyarınca mirasçılar arasında yapılan miras taksiminin yazılı olması zorunludur. Somut olayda, yazılı bir miras taksim sözleşmesi yapılmış değildir. Öte yandan, bir an için yapıldığı kabul edilse bile, Bozava Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/19 E. ve 2006/20 E. sayılı kararları ile taksim bozulmuş ve mirasçılardan Zübeyde ile Reşit mirasçıları 2006/19 ve 2006/20 esas sayılı davalarla muristen kalan taşınmazlardaki paylarını almışlardır.
Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, vekalet görevinin kötüye kullanılmak suretiyle temliklerin yapıldığı açıktır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı Ahmet mirasçılarının temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

error: Content is protected.